
Sokağa çıkarsın. Kaldırım dar ve yol boyunca ortasında ağaçlar varsa ve yan yana iki kişi yürüyemez durumda ise, önünde senden yavaş biri yürüyorsa, bir de karşıdan başka biri geliyorsa eğer, dalların altından geçerken eğilmeyi de sevmiyorsan, kaldırımdan iner, bir tarafına arabaların park ettiği sokağın kenarından yürümeye başlarsın. Bu sırada arkadan gelen otomobil, karşısından araba geldiği için yoluna otomobil hızıyla devam edemez ve mecburen senin yürüme hızında gider. Bunu bilen sen, uygun durumda kaldırıma çıkana dek yürürsün. Yürürsün ama, arkadaki otomobilden küfür notalarıyla klakson sesi gelir. Sola doğru başını çevirip bakarsın. Otomobilin direksiyonunda genç bir erkek, yanındaki koltukta da genç bir kadın, arkada 3-5 yaşlarında da bir kız çocuğu... Direksiyondaki adam bir taraftan kornaya basmaya devam eder, diğer taraftan sana yakın olan sağ camı açarken de eliyle kaldırımı işaret ederek "oradan yürü, oradan yürü, bak kaldırım var" der gibi işaretler yapar. Yanındaki kadın da onu destekler bir tavır içinde, dağdan gelip kaldırım görmemiş beni(!) anayol ya da caddede değil, sadece ve sadece yürüme hızından biraz fazla gidilebilen yolda, bir kaç metre yürüme hızında gitmeye katlanamayarak uyarmaya kalkarsa;
ben de ona, yanında kadın ve çocuk olduğundan kibarca derim ki: "Hiç kaldırıma park etmediysen haklısın." Ve şakınlıkla hiçbir şey söylemeden sessizce giderler. İlk taşı en masumunuz atsın misali.
Şehrin her tarafında, yollarda, ana caddelerde, sokaklarda arabaların kaldırımı işgaliyle karşılaşıyoruz. Durulması yasak olan yerde(!) park eden araçlardan tutun da, kaldırımı dikine kesecek şekilde duran araçlara kadar her türlü trafik ihlali var. Ancak bir yaya, değil yoldan yürümek, yaya geçidinden bile geçmeye kalksa araçların küfürlü kornalarına karşılık buluyor kendini. Arabalar kaldırımları işgal ederler ama yayalar mecbur kaldıkları halde sokakta da olsa yoldan yürüyemezler sözüm ona bu ülkede.
Geçen gün, caddenin kaldırımında yürüyorum. Kaldırım geniş. Her türlü yaya için olanaklı. Engelliler de düşünülmüş. Birden kaldırımı dikine kesen, siyah ve balina gibi bir arabayla karşılaştım. Şoförü içinde. Arkada telefonla konuşan, siyah elbiseli, beyaz gömlekli, siyah gözlüklü, çirkin ve şişman genç bir adam. Hani, paralarıyla egemenlik altına aldıkları güzel kadınları teşhir edercesine yanında taşıyan çirkin sanatçılar vardır ya, işte o türden bir adam. Bir şey söylemeden, araba yolu kestiğinden zorunlu olarak arkasından dolaşmak üzere kıvrıldım ve tam geçecekken bu kez olması gerektiğinden hızlı bir şekilde caddeden, yol kenarındaki binanın otoparkına girmek için kaldırıma çıkan araba ile burun buruna geldim ve ayağımı arabanın tekerinin altından zor kurtardım. Bunun üzerine döndüm ve yolu dikine kesen arabanın şoförüne: Burada durmaması gerektiğini, kaldırımı kapattığını, yayalar için tehlike oluşturduğunu söyledim. Bana, birini beklediğini, pek fazla sürmeyeceğini ve hemen gideceği şeklinde yanır verdi. Ben de karşılık oalarak: Caddenin sağına çekip orada beklerseniz olmaz mı? dedim. Caddede park yasağı var dedi. Polis gelirse ceza yazarmış. Kendisine yine de caddede beklemesini, park yasağı sorununun kendilerine ait olduğunu, benim ve başkalarının hayatını tehlikeye atmasına hakkı olmadığını, bu durumda engellilerin geçemeyeceğini anlatmaya çalışırken, telefon konuşması biten siyah takım elbiseli adam devreye girdi. Bu arada etraf kalabalıklaşmış ve herkes aramızda geçen konuşmaları can kulağıyla dinler olmuştu. Siyah takım elbiseli adam: "Fazla uzatmayın beyefendi, birazdan gidicez işte" dedi. Bunun üzerine ben: "Yolda beklemeniz kaldırımda beklemenizden daha az tehlikeli, 200 Bin dolarlık arabaya binersin, 200 lira ceza ödemekten korkup, kaldırımımızı işgal edersin, bu yetmezmiş gibi bir de neredeyse ayağımın ezilmesine sebep olursun. Siz uzatmayın da kaldırımdan çekin arabanızı dedim." Ben böyle söyleyince kalabalıktan da "çek hadi, kaldırımı boşalt, ayıp değil mi?" gibi sesler yükselmeye başlayınca, baktılar ki pabuç pahalı, kaldırımı ait olduğu kişilere terk ederek caddeye indirdiler arabalarını.