20 Aralık 2014 Cumartesi

RÜYAMDA 20 ARALIK

 
Kendimi yanımda kim olduğunu bilmediğim kişi ile birlikte Gedikpaşa sokaklarında aktar ararken buluyorum. Uzun zamandır gitmediğim bu semtte öğrenci yürüyüşünün ortasına düşüyoruz. Biz de onlara katılıyor ve sloganlar atarak Kumkapı'ya doğru yol alıyoruz. Gurup, Nişanca Camiine gelince duruyor. Cami'nin otoparka dönüştrüldüğünü, bahçesinde üst üste arabalar yığılmış olduğunu görüyoruz. Herkes şaşkın gözlerle birbirine bakarken, caminin kapısında hoca beliriyor ve "bugünkü açık artırmaya hoşgeldiniz" diyor. Yanımdaki kişi: Hadi gel, biz gidelim, burada hurda otomobil satışı varmış" diyor ve biz aktar aramaya devam ediyoruz. Bir iki sokak daha gittikten sonra o civarda şimdiye kadar görmediğim büyük bir meydana geliyoruz. Meydan iğne atsan yere düşmeyecek şekilde tkılım tıklım dolu. Her yaştan, her cinsten, her sınıftan insan, Mahler'in Re Majör Dokuzuncu Senfonisini dinliyor. Biz de topluluğun kenarına sığışıp yere bağdaş kurarak oturuyor ve konseri dinliyoruz. Orkestrayı Herbert Von Karajan yönetiyor. O sırada yanımıza gelen Gustav Mahler, çalan senfoninin dokuzuncu değil onuncu senfonisi olduğunu söylüyor ve tam da şu anda yarım kaldı derken, orkestra'nın da o anda sustuğuna şahit oluyoruz. Herkes dağılırken biz de Beyazıt'a çıkan sokakları gözlemeye başlıyoruz. Uzaktan tanıdık bir bina görüp, yolumuzu bulduğumuzu anlıyoruz. Saat geç oluyor ve hava kararıyor. Bir an önce aktarı bulup aldıklarımızla eve dönmeyi düşünüyoruz. Caddenin tam karşısında önünde sergilenenlerden aktar olduğunu anladığımız dükkana geliyoruz. Dükkana geldiğimizde burasının manav dükkanı olduğunu görüyoruz. Birbirine bakan karşılıklı iki dükkandan birinde sırada insanlar beklerken diğerinden hiç kimse alışveriş yapmıyor. Biz de sıraya giriyoruz. Beklediğimiz yerin çok sıcak olduğunu sorduğumuzda: "Durduğunuz yer havalandırma çıkışının önü" yanıtını alıyoruz. Kendimizi oradan uzaklaştırıp sıra bize geldiğinde, tezgahta çalışan kadına ne olduğunu bilmediğim siparişmizi veriyoruz. Tezgahın arkasından ayrılıp yanıma kadar gelen kadının çıplak olduğunu görüyorum. "-Sizin istediğiniz şurada ama biraz yukarıda, boyunuz uzun, siz alır mısınız?" diyor. Ben de kadının dediği yere odaklanıyorum ve elimi uzatarak, kapaklı yiyecek kuvetini alıp kadına veriyorum. Bir taraftan da gözüm kadının cesurca sergilediği porselen görünümlü  vücudunda geziniyor. O anda aklıma Avrupa Kentlerindeki çıplak kadın heykelleri geliyor. Sanki bir sanat eserini seyreder gibi hissediyorum kendimi. Kuvetin içinden çıkardığı halka haka doğranmış yoğurtlu kabak kızartmasını bir kaba koyup tarttıktan sonra bize veriyor ve tekrar tazgahın arkasına geçip, sonraki müşteriye isteğini sorarken, kendisinin geç de olsa Dita Von Teese olduğunu anlıyorum.

Hiç yorum yok: