9 Ocak 2013 Çarşamba

UZUN CIVILTILAR 7

       
sanges marco unexpected © 2003
**
          Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Dışarıdan bakıldığında, varlıklı bir eş, bir elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan bir kadın, temiz pırıl pırıl çocuklar. Bütün bunlara sahip olmak isteyen milyonlarca kadın bulabilirsiniz. Onun hayatına gıpta edenler bile vardır. Gel gelelim beklentiler ve yaşanmak istenenler ve de reva görülen davranış, istenmeyen şekilde olunca işin rengi değişiyor. Arzu ettiği gibi bir yaşam yaşamamış olan kadın, belki de arzu ettiği gibi yaşarken çekeceği sıkıntılarla, yoksullukla uğraşırken bir de çok istediği halde annne olamadığında, herkesin gerçekleri bilmeden gıpta ile baktığı o şikayet ettiği hayatı isteyecektir. Diğerlerinin tavuğunun kaz göründüğü gibi. 
**
        Herkes arzu ettiği hayatı, arzu ettiği kişi ile yine kendi istediği ve tasarladığı gibi yaşasın. Affınıza sığınarak söylüyorum, çok değer verilen ve bacakların arasında bir kelebek gibi saklanan ve korunan bekâretler, hiç tanınmayan ve de sevilmeyen ve belki de hiç sevilmeyecek olan kişiye, evlilik sonucunda bırakıldığı gibi olmasın kadınlarımızın yaşamı
**
        Atatürk'ü yaptıklarıyla değil, yapmadıklarıyla yargılamak gerek. Yaptıklarının hepsi çağdaş bir ülke yaratmak adına doğruydu. O gün, onun gibi düşünmek dâhilik olarak adlandırılabilir ancak. Bugün geldiğimiz noktada, 'hataları var' demek, bizim ileri yaşlara geldiğimizde gördüklerimiz ve yaşadıklarımızın sonucunda  akılsal varlığımızın gelişmesi ile 'ah keşke şunu yapmasaydım ya da şöyle yapsaydım' dememize, tıpkı kendimizi ve başkalarını eleştirmemize benzer. Geçmişten ders almak gibi. 'Hataları var' demek, benim gözümde yapması gerektiği halde yapmadığı şeyler demektir. Örneğin bir toprak devrimi katılamaz mıydı devrimlerin arasına? Katılabilirdi, sanırım düşünmüştür. Herhalde o günün koşullarında mümkün değildi. Bugün sıkça sözü edilen özerklik veya federasyon aklına ve gündeme düşmemiş midir? Bence düşmüştür... Ölümünden sonra 75 yılda bizim çözemediğimiz ve yapamadığımız reformları 90 yıl önceki o büyük insan niye yapmadı diye şikâyet etmek, ancak bizi küçük düşürür. Onun bıraktığı yerden alıp ileri görürecek olan nesiller, yani bizler üzerimize düşen görevleri ülkemiz adına yerine getirememişiz maalesef.
**
         Kendini aldatan adama karşı duyulan sevgi ve nefret onu, sevdiği fakat aşık olmadığı bir adamla evlenme kararı almasına iter. Böylece başka bir adamı sevmek yerine aynı adamı yeniden sevmenin acısını yaşanır. Kadını ayakta tutan ise; herşeye rağmen yaşadıklarının yasını tutmamak olduğu kanısındayım. Bu da, her iki ayrılıktan sonra yaptığı evliliklerden anlaşılır. 'Kadınlar aşktan korunmak ve unutmak için evlilik yaparlar' sözünü de doğrular gibi.
**
         Sürdürülebilir evlilikten yana olmakla birlikte, tahammül edilemez hale geldiğinde sürdürmenin anlamı olmayacağına inanıyorum. 'Tahammül edilemez şeyler' nedir diye soracak olursanız, 'bu da, kişiden kişiye göre değişir' derim. Bir de; içinde biriktirmemek, her gün (tabirimi bağışlayın), karşılıklı olarak çöpü dökmek gerek. Zamanında dökülen çöp, etrafı kirletmez ve kokutmaz diyorum.
**
        Yalanla yaşamanın bedelini, sonraki kuşaklar çekiyor ve ağır ödüyor. Yalan, başka yalanları doğuruyor. Olgunun yaşandığı anda, gerçeklerle yüzleşmek belki kişiye o an için acı verecektir ama yalanla o olguyu kapatmaya çalışmak hem kendine ve hem de gelecekte masum olanlara zarar verecektir.
**
         İnsanın gözlerini dolduran en acı hikâye; genç yaşta biten yaşanacak koca ömürlerin, birlikte yola çıktığı kişiyi bırakan ve/veya bırakmak zorunda kalan insan bencilliğinin, kendini kurtarırken, mutluluğu ve geleceğini, bir başkasının daha büyük bir acı ve yalnızlığında aramanın, güçsüz ve sakat olanı yaşamından çıkaran yirmibirinci yüzyılın ilkel insanının fotoğrafıdır.

3 yorum:

Joujou dedi ki...

Karşılıklı çöpü dökmek... Ne kadar güzel bir tanımlama olmuş. Biriktirip zehirlenmektense, atıp kurtulmak. Kendini de karşındakini de temiz tutabilmek, yenilenebilmek. Sevdim bunu Hektor. Ağzına sağlık.

Hektor dedi ki...

Teşekkür ederim sevgili Joujou. Böyle yapmanın sürdürürken daha iyi tanımayı ve dürüst kalmayı kolaylaştıracağına, sona ererken de (aleyhte söylenecek söz kalmadığından) temiz kalmayı sağlayacağına inanıyorum.

pe hito dedi ki...

Farkındalığın o kadar artmış ki yazılarını okumak çok keyifli oluyor. Bu yazıyı okuyunca ayrı yerde ayrı hayatlar yaşayan insanların aynı düşünceye sahip olmasının mucizesini bir kez daha anladım.

Ve şu cümlene sonsuz katılıyorum " kadınlar unutmak için evlenir ya da aşktan korunmak için" umarım doğru yazdım.
:)

Sevgiler
:)