23 Şubat 2012 Perşembe

TRAJİK SONLU FİLMLER 3 - Hair

8 yorum:

Dayatılanla Yaşayan dedi ki...

:((

sondan başa doğru baktığım için son gönderinle seriyi tamamladıktan sonra yazmam gerekirken burada yazıyorum.

hiç 1 kelime etmeden birşeyler ancak bu kadar güzel anlatılabilir.. beynine sağlık..

Hektor dedi ki...

Teşekkür ederim DY. Altına yorum yazdığın bu filmi izledin mi, bilmiyorum? Film bir müzikâl. (Tıpkı "Dancer in the dark-Lars Von Trier" filmi gibi). Çiçek çocuklarını anlatan neşeli bir müzikal, nasıl bir trajediyle sonuçlanır dersen, izlemediysen eğer izlemeni öneririm.

Dayatılanla Yaşayan dedi ki...

'Hair' clasiklerden bu seyretmem için bir neden zaten artı bizim kuşak filmi.. Daha ötesi protest filmlerden.. kaçması olsaı değil.. Dancer in the Dark da kaçmayacaklardan. Bugün serilediklerinden sadece The man who wasn't there benim tarafımdan henüz seyredilmemişlerden.

Ben yorumumu tüm seri için yapmıştım..not olarak söyleyeyim..

'Trajik Son' evet doğrudur.. ama aslında seyrettiklerimin tamamı 'PROTEST' özelliklidir. her birisi 'DOLU DOLU' mesaj yüklüdür.

Bence bunların mesajları insanlık için bugün bile geçerlidir.. yarın da geçerlidir..

Müzikleriyle, görüntüleriyle, oyuncuları ile e seyredilmesi zorunlu diye düşünüyorum.

Seyretmden önce, dönmlri hakkında (özellikle çekildikleri dönem)
hakkında biraz bilgi sahibi olunduğunda, sadece güzel film olmanın ötesinde bir dili daha olduğunu görmek mümkün..

sanat zaten nedir ki? sanatçı nedir ki? Öyle yatıp kendince hayal kurmakla sanatçı olunamaz ki?

Yılmza Güney'i de sayende analım mı? O da çok duyarlı bir sanatçıydı ve isyandan da hiç korkmadı..

Kusura bakma uzun oldu ama ben senin gibi, bolat kibi kısa yazrak derdimi anlatmayı beceremiyorum işte.. bir gün büyünce becermeye gayret ediyorum..

teşekkürler bu güzel postların için

sevgiyle kal..

Hektor dedi ki...

Her biri kuşkuya yer bırakmayacak denli güzel filmler. Ortak özelliklerinin trajik sonla bitmiş olması. Trajik sonlu filmlerden etkilendiğimi itiraf etmeliyim. Bu filmlerin de konusu, kurgusu, oyuncusu, anlatımı, görselliği dışında beni etkileyen yanı trajik sonla bitmiş olmaları. Yazarken aklıma gelen sırayla listeledim. Filmlerin fragmanını kaydettikten sonra gördüm ki, beni en çok etkileyen ilk kaydettiğim filmdi. Sonra sırasıyla 2, 3, 4, 5, ....ve 10. Dikkatimi çeken bir başka nokta, Yatık Emine'nin dördüncü sırada olmasıydı. Filmi ilk izlediğim yıldan bu yana onca yıl geçmesine rağmen o trajik sonu unutamamışım. İzlerken ne kadar etkilediyse, Bir Türk yönetmen (Ömer Kavur) tarafından kotarılan film olarak kendi yaptığım bu istede görmek de o kadar etkiledi.

Aslında sevgili DY, kişileri tanımamıza yardımcı olan yayınladığı postlar değil, yorumlarıdır. Postlarım kısa ve senin tabirinle "bir kelime bile etmeden" derdini anlatan türden olabilir ama yorumlarımı yazarken bu cimriliği göstermiyorum. Bazen yorumlarım bir post kadar uzun olabiliyor. Yeteri ve gereği kadar ve hatta daha fazlasını yazıyorum. Bak lütfen, sana ve diğer blogdaşlara yazdığım yorumlar. Yazılarına yazdığım yorumlarda da amacım seni ve yazını eleştirmek değil yazdığın yazıdaki olay örgüsü içinde bulunan kişi ve olayları yorumlamak. Sen yazdıkça ben de kendi görüşüme göre yazdığın hikayeleri bu doğrultuda yorumlamaya devam edeceğim. Kısaca; "çok güzel olmuş, eline sağlık, çok beğendim, ne kadar da güzel yazmışsın" demeyeceğim. Çünkü, yazının edebi değeri beni ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren senin olay kurgun. Bak gördün mü, senden de çok yazdım. Büyümene de gerek kalmadı böylece:)) Sevgiler.

Dayatılanla Yaşayan dedi ki...

Bir sürü şey yazmıştım ama şu kod hatasına takıldım. şimdi baştan daha kısa deneyeyim.

Biz, insanlar masalları ve masal kahramanlarını ve mutlu sonlarını severiz. İyinin kötüye galibiyetidir mutlu sonlar, kaderin kötülüklerinin üstesinden gelinmesidir.

Trajik sonlarda ise, iyi kaybeder, hayallerin çöküşü vardır.Gerçek yaşam ile yüzleşme vardır.

gerçek yaşamda bir dolu mutlulukdan daha fazla hatırların acılar, mutsuzluklar çünkü hayal kırıklığı vardır. Başarısızlık vardır. Çaresizlik vardır. yetersizlik vardır..

Senin listendeki filmler gibi filmle ve benzeri diğer eserlerde hep gerçek hayatı anlatır, algılamayı yükseltmektir amaç.

Gerçek hayatın trajedilerinin kontrol edilebilir, önlenebilir nedenlerini asgariye indirme çabasıdır. O trajedilerin azalması ile masalsı sonlara daha yakın olunabileceğidr.
Bir isyanın dile gelmesidir. 'yetmedi mi?' sorgulamasıdır. Kendi kendini sorgulamaya zorlamadır.

Ben böyle görüyorum.

Yorumlarına da, postlarına da değer veriyorum. Seni tanımaya çalışıyorum. Düşünme biçimini anlamaya çalışıyorum. Arada bir de gırgırına takılmayı seviyorum. yaşamı ciddiye almak demek asık suratlı olmak demek değildir diye düşünüyorum. Hektor bence hiç de öyle profilinde iddia ettiği gibi renksiz-kokusuz-soğuk-tatsız-sessiz değil..
yorumların kişilikleri yansıttığına ben de inanıyorum ve lütfen yorumlarını uzun uzun yazmaya devam et diyorum.
sevgiyle kal...

Hektor dedi ki...

Görüşüne saygı duyuyorum.
Kod hatasına takıldığında yorumunun kaybolmaması için yayınlamadan önce kopyala, yorumun elinde kalsın DY, ben öyle yapıyorum.

Dayatılanla Yaşayan dedi ki...

teşekkür ederim. yorum kopyalama olayını düşünmemiştim. iyi oldu söyledin.

insanlar böyle işte aynı filme herkes kendi gözü ve kendi beyniyle bakıyor. Hoş bir şey anlatırken de öyle değil mi. Karşımızdakinin neyi nasıl ve ne kadar algıladığına göre değil mi değeri sözlerimizin?

sevgiyle kal.

Hektor dedi ki...

Rica ederim, bi'şey değil. Blogdaşlık bir işe yaradı böylece. Sevgili DY, filmleri farklı ya da yanlış anlama değil söz konusu olan. Ben de senin bakış açından baksaydım senin yazdıklarına benzer şeyler yazardım. Ben filmleri hiç irdelemeden 'beni etkileyen trajik sonlu filmler' listesi yaptım. Bu filmleri trajik son ortak paydasında buluşturdum. Diğer başka ortak yanları da vardır, belki de yoktur. Her biri farklı zamanda ve farklı gözle çekilmiş bir birinden bağımsız filmler. Dediğinde gerçek payı var. Biz ne kadar anlatırsak anlatalım, karşımızdakinin anlayacağı kadar anlatabiliriz. Ama burada durum aynı şey değil. Ben seni anlıyorum, sen de beni anlıyorsun (sanıyorum). Bakış noktamız, küçük bir bakış farkı ile birbirinden ayrıldı sadece o kadar. Sevgiler.