15 Şubat 2012 Çarşamba

AŞK TÜM GÜNAHLARI AFFEDER


       
Ayrı bedenler içinde yaşayanlara

       
           Üniversite zamanlarında evin eski halısı üzerinde çilingir sofrası kurmuştuk, yosun yeşili gözlü bir kızla. Karşılıklı oturup herşeyimizi, ne var ne yoksa bulduğumuz bir örtünün üzerine koyduk. Bir şişe de şarabımız vardı. İçki dozumuz düşüktü o sıralar, yetecek gibiydi ikimize de.  Klasik müzik eğitimi almış bir kızdı. Piyano çalardı. Hiç de alışık olmadığı bir müziğin sesi vardı pikapta, sertti. Şarabın etkisi olmasaydı pek çekemezdi sanırım. "Seni hiç tanımıyorum" dedi birden. "Başka kızlarla da burada oturup piknik yapıyor musun"? diye sordu. Kıskançlığından bahsetti. Hava çok sıcaktı. Terler saçlarının dibinden çıkıyor ve alnının kenarından yanaklarına sızıyordu. Sonra ben de ona kıskançlıklarımı anlattım. Onun kıskançlığı ölçülemeyecek kadar fazlaydı. Anlatırken daha da terliyordu. Sırılsıklam olmuştu! Her bağırdığında gerilen bedenim kendimi bir an evvel oradan alıp kaçırmak istiyordu. Yaşlı ve yorgun hissetmeye başlamıştım ve de kimsesiz. Gırtlağım düğümlenmişti, düğümlenmişti de,  sanki yanyana iki ceviz duruyordu gırtlağımda ve yutkunamıyordum. Birden iki ceviz arasından çıkan şu sözlerle bedenim daha da rahatladı. "Lütfen kıskançlıklarınla birlikte gider misin buradan?". Annesiz bir kızdı. Annesizliğin boyun bağı vardı üzerinde.  Babasına karşı da hassastı. Babasının tüm kadınlarını kıskanıyordu. Hiçbir şey demeden çıktı. Ben de deniz kıyısına indim. Kıyıdaki su birikintilerinin üzerindeki taşlardan atlayarak ulaştığım sandallardan birinin içine oturdum. O an yapayalnız hissettim kendimi ve "vücudumda bir kadının sarılacağı boşluk her zaman olacak" dedim. Onu, kime ne zaman ve nasıl ayıracağıma karar vermemiştim ama mutlaka olacaktı. Dinlenirken düşündüm bunları aynı zamanda. Her aklıma geldiğinde ne zaman diye sordum kendime. O an vücudumda bir kadının sarılabileceği boşluk var mıydı? O gün sandalın içinde herşeyden sonra, denizin gökyüzü ile birleştiği noktadaki alı al, moru mor bulutlara baktım ve "aşk tüm günahları affeder" dedim...!!! Nedense?


Fotoğraf: Anna Karina (Vivre Sa Vie)


12 yorum:

Dayatılanla Yaşamak dedi ki...

bazen 'aşk'kavramına mı tutkunuz diye düşünüyorum.. o kavramın bize hissettirdiklerinin yansımasını mı aradığımızdan acı çekiliyor? o yüzden mi 'aşk affeder' ? insanın çoğalma dürtüsünün ötesinde olduğunu farz ettiğimiz bu duygular nedir aslında?

Hektor dedi ki...

Sorularına kendi görüşümle yanıt vermem gerekirse: Aşk yaşamadan yaşanmayacağına inanıyorum. Yaşanamayan aşkın da daha çok acı verdiği kanaatindeyim. Aşk yaşanırken değil, yaşayamazken acı verir. Yaşanamayıp acı çekileceğine, yaşanması gerektiğine inanırım. Bittiği zaman da gitmesini bilmeli, bunu yasa dönüştürmemeliyiz. Aşk tutku ve ideallerin en yükseğidir. Aşk kendinin daima ilerisindedir. O varsa hiçbir şey ondan daha değerli derğildir. O'nun üzerine birşey konulamayacağına göre, gerisi için söylenecek fazlaca söz yoktur. Bunun için affeder. İnsan ya hayatında bir kez ve son kez o tek sarılmalık boşluğu dolduracak göğüs bulur ya da bulamazsa bulmak için her zaman o boşluğu dolduracak anı bekler. Bunun çoğalmakla bir ilgisi olduğunu sanmıyorum.

nini dedi ki...

aşk affettirir...

FRAGİLE dedi ki...

sana katılıyorum hektor, aşk bütün günahları affeder,ve dediğin gibi Aşk yaşanırken değil, yaşayamazken acı verir. süper tespit.

Hektor dedi ki...

Nini, başka bir bakış açısına göre bu da doğru bir tespit, teşekkür ederim:))

Hektor dedi ki...

Fragile, teşekkür ederim, yaşanabilen aşk(lar)ın olsun...

fortuna dedi ki...

Kizkanclik aski bitirir

Hektor dedi ki...

Bİr tutam lâzım fortuna bir tutam, fazla değil...Teşekkür ederim.

hily dedi ki...

kıskançlık bir doz iyidir,tutkulu dinç kılar fazlası hastalıklı yapar.

Hektor dedi ki...

Öyleyse, "doz aşımına dikkat !" diyorum.

Nar-ı Can dedi ki...

Aşk affeder mi?
bazen affeder, sarar bedenini,ısıtır.Sonra affettiklerine acıyıp, hırsına yenik düşerek, yeni yollar açar kendine.

Hektor dedi ki...

Aşk her şekilde kendi yolunu bulur Nar-ı Can.