18 Ocak 2012 Çarşamba

Melânkoli


 










              Uzayda, Akrep takımyıldızından, Güneşin arkasındaki yerinden ayrılarak, yalnızlığı tercih edip, kararsız ve değişken yörüngesinde  saatte 100.000 km. hızla Dünya'ya yaklaşmakta olan melankolik bir gezegen, Melancholia... Aşağıda ise; adını Marquis de Sade'ın eserinden alan ve kendi düğününü mahveden, hüzünlü, bir dakika sonra ne yapacağı kestrilemeyen, değişken karakterli, kederli ve depresif görünümüyle melankolik bir kadın olan Justine ve onun varlıklı ve bir o kadar kibirli  eniştesinin malikânesinde yapılan düğününe katılan kendinden başka kimseyi düşünmeyen bencil ve evliliğe inanmayan annesi, eşinden ayrılıp Bety'leri ile birlikte sözüm ona hayatın tadını çıkarmaya çalışan bir baba, saf temiz ve Justine için on yıl sonrasını planlayan bir damat! düğünde bile işini ve kazancını düşünen, güvenilmez ve tam bir kapatalist olan damadın babası olan Justine'in patronu ve en sonunda Claire. Claire Justin'e göre daha normal sessiz ve sakin ne yaptığını bilen bir kadın.
             Lars Von Trier'in filmi, bütün olanları görmek için izlenmesinin dışında, sadece giriş sekansı için de izlenmeye değer. Yönetmen bu girişte, görkemli Wagner müziği eşliğinde Bruegel'den Karda Avcılar, John Everett Millais'ten suda yatan Ophelia tabloları ile, Dünya'ya yaklaşmakta olan Melancholia yıldızının uzaydaki görünümü ve Justine'den biraz sonra izleyeceğimiz filmde görceğimiz sahneleri "yavaşlatılmış yavaş çekimle" bir su damlasının oluşumu evresine benzer bir titizlikle sunmaktadır.
             Filmi izledikçe aslında hiçbir karakterle duygusal bir bağ kuramıyosunuz. Son yarım saatinde gerilim dozunun arttığı filmde,  bazı sahnelerden söz etmek gerekirse; giriş sekansındaki Justine'in sarmaşıklara rağmen yürümeye çabaladığı sahne, Claire'in oğlu olan yeğeni Leo'nun bıçakla değenek yonttuğu yavaşlatılmış  sahneler ile, Justine'nin Patronunu, "sana sıfır bile çok" diyerek aşağıladıktan sonra  golf sahasının ortasına işediği, müstakbel damadın yanından kaçarak uzaklaşıp geldiği malikanenin bahçesinde kendini takip eden yeni yetme, henüz işe başlamış, reklam sloganı için Justine'in peşinden ayrılmayan Patronunun yeğenini eliyle itip sırtüstü yere yatırdıktan sonra üzerine oturarak gelinliğini sıyırıp mastürbasyon yapar gibi üzerinde gidip geldiği sahne ve Claire'in sonu karşılamak için" terasa çıkalım birer kadeh şarap koyalım" teklifine, Justine'in "neden helâda karşılamayalım, ne de olsa boktan bir dünya" diye karşılık vermesi, Trier'in, Dünya'ya, onu boktan bir yer olarak tanımlayan melankolik Justine'in sözüne binaen, yine melankolik bir yıldızla son vermek istemesi....




4 yorum:

selinacar dedi ki...

Filmi henüz izlemedim ama senin anlatışın bende merak uyandırdırdığından yakın bir zamanda izleyeceğim sanırım. Bu arada yazımdaki yanlışı düzelttiğin için çok teşekkür ederim. Sevdiğim aktörlerden birinin ismini yanlış yazmışım:) Ama bu yanlışı düzeltme şeklin o kadar nazikti ki...Yıkıcı değil yapıcı olmak ne kadar güzel, tekrar teşekkür ederim.

Hektor dedi ki...

Mutlaka izlemelisin selinacar...Hatta izlemediysen diğer filmlerini, özellikle karanlıkta dans ve dogville'i de...

nini dedi ki...

Hektor, yazıların hep kendimde yeni bir ufuk açmama neden oluyor! düşündürüyor, öğretiyor, heveslendiriyor...
Bu yazın da aynen öyle benim için. Kendimi eksik hissetmeye başladım bahsettiğin şeyleri bilmediğim için. Öğrenme ve araştırma hissiyatı veriyorsun bana. Teşekkürler !

Hektor dedi ki...

Nini, beni bir kere daha onore ettin. Ben teşekkür ederim. Ufkun geniş olsun.