18 Kasım 2011 Cuma

KOZMİK

         
                                                      
                Çocukluk yıllarımda Jules Verne'in "Arzın merkezine seyahat" adlı romanını okuduğumda, o fantastik yolculuktan  etkilenmiş ve yerin merkezinin romanda anlatılan yer olduğuna inanmıştım. Sonra sonra daha da büyüdüğümde, "dünya'ya baktığım" yerin, arzın merkezi olduğunu gördüm. O yıllarda 3 ila 4 milyar insan yaşıyor idiyse eğer, 3 ila 4 milyar nokta dünyanın merkezi olmalıydı. Yaşıyan insanın kendini, yaşadığı çevrenin ve olayların merkezinde sanması onun egosundan mı kaynaklanıyor, yoksa bu gerçekten böyle mi? Bir otobüs yolculuğunda yol alırken gördükleriniz sadece sizin baktığınız yerden şekilleniyor. Siz ne görüyorsanız, etrafınızda biçimlenen yaşam  da odur. Yaşayan 4 milyar kişinin gözü daha olduğunu ve bir yerlere baktığını düşünürsek, herkesin baktığı yerden gördüklerine göre bakılan yer dünyanın merkezi olmuyor mu? Kim istemez ki,  baktığı yerden kendini görmeyi.
               Böylece, evrenin merkezinin de yıldızlar olduğu bir gerçektir. Dünya'dan bakıyorsanız eğer, Dünya'dır evrenin merkezi. Samanyolu Galaksi'sine aitse bu yıldız, o vakit evrenin merkezi de o galaksi'dir.  Andromeda ise; Andromeda galaksi'si oluyor evrenin merkezi. Şimdilik oradan evrene bakan canlılar var mı bilmiyoruz. Baksalardı eğer, hem de bizim dünyamıza doğru, homo sapiens'leri görebiliyor olurlardı. Aramızdaki uzaklık sebebiyle baktıkları yerden dünyamıza ulaşan ışığın alacağı yol ve zamanı ve oralara dönünceye kadar geçen süreyi de göz önüne alırsak, ancak yüzbinlerce yıl öncesini görebileceklerdi. Oradan bakan o kişilere sormak isterdim; modern insanın ataları olan ve Afrika'da yaşamış olan homo sapiens'lerin rengi nasıldı diye. Biz Afrika'lıarı siyah olarak biliriz. Hala yaşıyan bir alt tür olduğumuza ve Dini öğretiye göre Adem ile Havva'dan geldiğimize göre, tüm dünya da, Afrika'da yaşıyan homo sapiens'lerden türediğine göre renkler neden farklı? Kuzey ve Güney Amerika'daki kırmızı derili atalarımız... Ya da uzak doğu'da yaşıyan çekik gözlü sarı renkli atalarımız. Şöyle bir soru sormak geliyor içimden (bilmediğim ve öğrenmek istediğim  için); tek bir Adem Babamız mı vardı, yoksa her rengin Adem Babası ayrı mıydı? Yoksa onların da kendilerini yaratan başka tanrıları mı vardı? İnsanlar  yüzbinlerce yıl sonra kâmil olmuşlar ve onlara artık yaratıcıları olduğunu söylemenin sırasının da geldiğine mi inanılmıştı? Yaratan, onlara bunu anlatmak için kitaplı ya da kitapsız peygamberler mi gönderdi. Her nebi kendinden önce geleni inkar etmediği gibi, onların da öğretilerine uyulmasını istedi. Bir de bu üç dinden olmayan Allahsız dinler (öğretiler) vardır. Hinduizm, Budizm, Totemizm, Şamanizm (ki Türklerin orta Asya'daki dini), vs. vs. Ateist'ler ve Deistler de var ayrıca. Böyle olunca, bir başka soru geliyor aklıma: Tanrının varlığı ve elçileri bile insanları bir inanç altında toplayamamış, onlara yol göstersin diye gönderdikleri peygamberlere inananlar, öncekilerle savaşmışlardır. Binlerce yıl geçmesine rağmen  hala süren din savaşları var yeryüzünde. Her biri tanrı tarafından gönderilen Peygamberler oldukları için soruyor ve öğrenmek isityorum: Yahudiler cennet'e gidecek mi? Hristiyanlar da gidecek mi? Gideceklerse; Yahudiler ve Hristiyanlar da, Müslümanların olduğu Cennete mi gidecekler? Yoksa onların her birinin cenneti ayrı mı? Peki başka soru: Hindu'lar, Budist'ler, Totemistler, Şamanlar'ın da Allah tarafından kabul edilen cenneti var mı? Yoksa neden?

2 yorum:

nini dedi ki...

hep yazmak istedim fakat birikimimin ya da ifademin yeterli kalmayacağını düşünerek erteledim. itiraf edeyim biraz da çekindim. senin yazın çok yerinde olmuş. iyi ki yazmışsın Hektor

Hektor dedi ki...

Bu yazı hakkında yazmamayı, birikiminin ya da ifadenin yetersizliği ile açıklamanın altında derin bir tevazu duygusunun olduğunu hissediyorrum sevgili nini..