22 Ekim 2011 Cumartesi

RÜYAMDA 22 EKİM




           Yarın,  iki yıl önce ölen, çok sevdiğim bir arkadaşımla, işyerimde buluşacağım. Ertesi gün oluyor ve büyük bir mutlulukla işyerine gidiyorum. Ne de olsa ayrı dünyada olduğu için, iki yıldır göremiyordum kendisini. İşyerim büyücek bir mekan olmasına rağmen; gittiğimde daha da büyük olduğunu, uzun koridorları, katlar arası geniş merdivenleri olduğunu görüyorum. O sırada arkadaşımla karşılaşıyorum. Sarılıyoruz birbirimize. Merdivenlerden çıkıyor ve karşımıza gelen kapısı açık bir odaya giriyoruz. Hemen oracık da kendi imkanlarımızla güzel bir rakı sofrası kuruyoruz. Bana şaşırıyor, "bir emir versen, sen bunun daha iyisini hazırlatabilirsin", diyor. "Olsun" diyorum, "böylesi daha zevklidir. Ancak bu keyif fazla uzun sürmüyor. Bilmediğim bir nedenle binadan dışarı çıkıyorum. Gittiğim yer bir bakkal dükkanı. Orada bulunan bir şahıs, elime bilgisayar kablolarından yapılmış bir bağlantı demeti tutuşturuyor. Bu nedir? diye soruyorum. Biz iskeleti oluşturduk, gerisi size kalmış. Kabloların çevresini aminoasitlerle kaplarsanız elde etmek istediğiniz insansı canlıyı yapabilirsiniz. Peki diyorum alıyorum. Bakkal, işyerindeki aşçılardan biri. Arkadaşımın "sen bunun daha iyisini yaptırırsın" diyerek kastettiği kişi o. Hizmetini orada yapmak istemiş. Gelmişken alışveriş yapıyorum. Rakı satmadığını, ancak birası olduğunu söylüyor. Arkadaşım da birayı sevmeyen biri. Üstelik aromalı biralar. Hiç şansları yok ama yine de alıyorum. Rakımız bittiğinde işe yararlar diye düşünüyorum. Kredi kartını bakkala veriyorum. O sırada eşim yanımda beliriyor. Çantasındaki bütün paraları bakkal tezgahının üzerine koymaya başlıyor. Paralar büyücek bir dağ oluşturuyor tezgahın üzerinde. Bir çantadan bu kadar para çıkabildiğini ilk defa görüyordum. "Ne yapıyorsun, ben kartla ödedim, gerek yok, hem bu kadar para da çok, paralarını geri alabilirsin", diyorum. Gülümseyerek paraları geri alıyor ve çantasına koyuyor. Ben ve eşim elimdeki kablolar, bira şişeleri  tekrar işyerine arkadaşımın yanına dönmek üzere çıkıyoruz. Tamı tamına iki buçuk saat geçmişti. Gittiğimizde rakının son kadehini ikimize bölüştürmüş bekliyordu. Kadehler portakal suyu ile karıştırılmış gibi sarıydı. İçtik. Birayı verdim, önce bir hararetle su gibi dikti boğazından aşağı. İyi gelmişti. Sonra, ne bu diye ünlemeye başladı. Belli ki ağzının tadı bozulmuştu. Bana elindeki kablolar ne diye sordu. "Bu, çok sevdiğim bir insan olacak" dedim. "Gerekli proteini bulup kaplarsam eğer, bunu başaracağım" dedim. Onun buna tepkisini  öğrenemeden, maaoov!! sesiyle uyandım. Sabah olmuş, kedi mama için uyandırmaya gelmişti.

2 yorum:

nini dedi ki...

Hektor. . .
Garip hissettirdi bu yazın

Hektor dedi ki...

Nasıl bir gariplik, sevgili nini?