16 Kasım 2014 Pazar

BİR ŞEYLER YAZMAK İSTEDİM

 
Sonraki blog, sonraki blog gezerken, sayfalarını yoruma kapatan bloglar görüyorum. Ben onları "kendi kendine yayın yapan radyo istasyonları" olarak adlandırıyorum. Yazdıkları ya yorum yapılamayacak kadar önemsiz ve değersiz şeyler ya da mükemmeller. Yoruma kapalı blogların, değersiz ve yorum yapmaya değmeyecek kadar önemsiz olmalarını, o yazılara (bunlar şiir de olabilir düz yazı da) yorum yapmak için harcanacak zamana yazık olmaması bakımından isabetli buluyorum. Eğer eksiksiz ve bir filozof bilgeliğiyle yazılmış iseler, bu blog sahiplerinin toplumun önünde ve onların huzurunda olmaları gerekir diye düşünüyorum. Yani "yerin bu yer değildir" gibi. Acaba yorum ve eleştiriler can sıkıcı olur diye mi böyle yapılıyor onu da anlamış değilim. Yazdıklarıyla yüzleşmekten kaçıyorlar diyebilir miyiz? Yoksa salt yazmak mı amaçları? Kendini tatmin. Bazı anneler gibi, kızına düğün yapmayı, kızından daha çok ister, çevresi için, kendi için...Bu bir suçlama değildir. Anlamaya çalışıyorum. Tüm bunların yanıtlarını yine yoruma kapalı blog yazarları vereceklerdir. Umarım içlerinden biri okumuş olsun. Sayfam yoruma açık. Belki de eleştirel anlamda fazlaca dikkat çekecek bir konu da değildir, ben büyütüyorumdur. Maksat konu olsun.

Çocukluktan ve hatta doğuştan arkadaşım eski dostumun üniversiteyi bitirmiş kızı, bir buçuk yıl kadar önce annesinin yakın arkadaşının önerisi ve yardımıyla bir vakıf üniversitesinin sekreteryasında göreve başlamıştı. İşe girmesinde yardımcı olan kadın; "geleceğini bu işe dayalı kurmasan bile, kısa zamanda sekreteryanın şu kademesine kadar yükselir, oradan ayrılırsan bir "titr" kazanır ve kariyerin için sana faydası olur" demiş. Fakat bu söz başka türlü anlaşılmış yani "ben seni şu kademeye getiririm" demişmiş. Gün gelip, o kademeye başka biri atanınca çıngar çıkmış. Anne, kızının işe girmesine öncülük eden ve kurumun hukuk müşaviri olan  kadın arkadaşına çıkışmakla kalmamış, devreleri atmış, aralarında arbede çıkmış. Gerekçe: "Sen verdiğin sözü tutmadın."
Konu benim de bulunduğum ortamda konuşulurken dedim ki: Birincisi, yetişkin kişilerin iş, aşk, yaşam ve evlilik gibi kurumlarının içine anne-baba bu kadar girmez. Kişiler de ebeveynelerini bu kadar işin içine sokmaz. Gider kendi konuşur, eğer ortada verilmiş bir söz varsa bile bunun neden böyle olduğunu sorar, anlamaya çalışır, hala orada kalmasına gerek yoksa yolunu çizer. İkincisi: "Acaba, vaad edilen mevki ve verilmiş söz karşılığında  kız, bir başka ve o an için daha iyi bir işi geri çevirmiş mi?" diye sordum. Hayır dediler. Öyleyse, bunu iş hayatının bir gereği gibi görecek, bundan sonraki çalışma hayatını verilen sözlere göre değil, kendi çabaları ile şekillendirecek.
Bugün kafamı meşgul eden önemsiz konular bunlardı. Bu soğuk, çisentili, kapalı ve karanlık havada anne-kız Çağan Irmak filmine gidince, evde kalmayı tercih eden ben bir şeyler yazmak istedim.


Not: Mısır Pramitlerini TOKİ yapmış.

6 yorum:

Havva Peynirci dedi ki...

ne kadar tanıdık bişeyler okudum ben:)

Joujou dedi ki...

Blog yazarken amaç bunu herkesle paylaşmak bence. Eğer öyle olmasaydı bilgisayarımızda kişisel bir günlük tutuyor olurduk. Belki de hala düzenli olarak defterlere yazabilen nadide insanlar da vardır. Ancak yoruma kapamak, eleştri almaktan çekinme, korkma ya da belki kimseyi umursamama anlamına geliyor olabilir. Eğer ilki ise senin ve benim de yaptığımız gibi, kötü niyetli yorumları filtrelemek adına, yazar onayı açılabilir. Ama kimsenin düşüncesi önemsenmiyorsa, o halde o blogu görmezden gelmek de bizler açısından normal bir tavır olacaktır diye düşünüyorum.

Diğer konuda da şöyle düşünüyorum: Türkiye'de aileler, ısrarla çocuklarının birey olduklarına inanmak istemiyorlar. Onların kişiliklerine ve iradelerine saygı duymuyorlar. Bu kadar çok müdahale çabası bundandır. Hala beni telefonla arayıp, 'Çocuğum siyah oje sürüyor. Ne yapmalıyım hocam?' diye soran anneler var. Bu bahsedilen çocuk(!) da 20 yaşında mesela. Durum sanırım bundan ibaret sevgili Hektor... :)

Hektor dedi ki...

Çokca duyulan ve dile getirilen şeyler olması "aklın yolu birdir" dedirtiyor Sevgili Havva Peynirci. Teşekkür ederim.

Hektor dedi ki...

Kelimenin tam anlamıyla senin de dediğin gibi bu tür bloglar "bilgisayarda tutulan günlük" ya da "office word'e yazdıklarını herkese duyurmak" gibi bir şey olsa gerek. Bu da mahremiyetini dışarı açmak anlamına geliyor. Diğer konu ile ilgili fikirlerini daha önceden biliyordum sevgi Joujou. "Klasik kızsal sorun: Embesil erkek!" 11 Aralık 2011. Bak 14.cü yorum, "Bir Kadın'a" verdiğin yanıt:))

Joujou dedi ki...

Sevgili Hektor, 3 yıl önce yazılmış şeyleri nasıl bu kadar detaylı hatırlayabiliyorsun? İnanılmaz bir şey! Bir yandan büyük hayranlık duyuyorum, bir yandan da bu hafıza korkutucu gerçekten... Sırrı nedir bu durumun?

Hektor dedi ki...

Korkulacak bir durum yok sevgili Joujou. Yani kafayı sıyırmış biri değilim. Bu yazıdaki yorumuna ilk yanıtımda, fikrin için yıllar öncesinden verdiğim örnekle, bugün yazdığın yorumundaki tutarlılığını da belirtmek isterim.

Belleğe gelince; birincisi, okuduğuma (okuduğum kişiye) ve yazdığıma değer veriyorum.
İkincisi, bu sadece görsel hafıza olduğundan uzun süreli kalması kolay oluyor.
Üçüncüsü, belki de hafıza gelişimine uygun bir ortam ve koşullarda yaşıyorum.
Son olarak ve dördüncüsü; birinciyle bağıntılı olarak, ilk "yorumlarımdan derleme'yi" sana yazdığım yorumlardan yapmıştım. Tekrar okumalar ve yazmalar, anlıyorum ki, senin gözünde "değer yaratan emek" haline dönüşmüş. Bu da benim için onur verici bir durum.