2 Ağustos 2013 Cuma

İZLENECEK YOL

Resmi ağızlardan olmaması insanı daha da düşündürmeli bence. Geçenlerde Devlet Televizyonunda "hamilelerin sokağa çıkması terbiyesizliktir, estetik değildir" diyen Tasavvuf düşünürünün, bu sözleri, RTÜK tarafından özgür düşünce açıklaması olarak görülmüş ki, bu da tüm düşüncelerin açıklanmasına aynı şekilde özgürlük tanınmasına olanak verirse; RTÜK'ün yanlı düşünceleri koruma ve kollama vazifesinde olmadığının kanıtı olacaktır. Tasavvuf düşünürünün bu düşüncesinde yalnız olmadığı, toplumun en az yarısının onun gibi düşündüğünden de hiçbir kuşkum yok. Televizyon kanalı yaptığı program için, (konuşmasında olası olarak böyle sözler sarf edecek) bu kişiyi davet edip konuştururken, bir cümle sonra ne söyleyecdeğini elbette bilemez. Kendisi yönlendirmiyorsa eğer. Fakat söylenen bu söz, onbinlerce hamile kadınımızı ve kadınlarımızı, onların eşlerini ve toplumun büyük bir kısmını rendice edecek seviyedeyken, sunucunun " Allah razı olsun" demesi" asıl üzerinde durulması gereken noktadır. Bundan emninim ki, toplumun farklı kesimlerinde, çarşıda, pazarda, kahvede, trende, otobüste, vapurda ve hatta aile arasında konu üzerine geçen tartışmalarda, bu söze destek verenler olmuştur. Bir aile toplantısında, yakınlarınızdan biri ile ters düşmüş de olabilirsiniz. Bu toplumumuzun ne kadar çağdaşlaştığı ve aydınlandığı oranında bize fikir vermektedir. O günlerde sokaklarda görmediğim kadar hamile kadın gördüm, tepki olsun diye gerek eşlerinin ellerini tutarak yanyana ve gerekse yalnız, mağrur ve onurlu olarak sokağa çıkmışlardı. Bu da hoşuma gitti. Toplumlar her zaman çağın gerektirdiği yerde bulunmayabilirler. Bunun çeşitli sebepleri vardır. En önemlisi eğitim politikalarıdır. Eğitimsiz toplumlar kendilerini geliştiremez ve çağı yakalayamazlar. Kurtuluş Savaşından sonra elimizde okuma yazma oranı %10 olan, (bu %10'un içine sadece kuran-ı kerimi okuyabilenler dahildir) savaştan kırılmış, köylü ve toprağa bağlı bir toplum vardı. Mustafa Kemal Atatürk, devrimlerini o zaman ki halka sorarak yapmaya kalksaydı bugün bu devrimlerin hiçbiri olmazdı. Harf devrimini, kılık kıyafet devrimini, eğitim devrimini, medeni kanunu, saltanat ve hilafetin kaldırılmasını hepsini, hepsini halk oyuyla değil akıl mantık ve çağdaşlık gereği yapmıştır. Bunların içinde bazı çevreler tarafından dile getirilen islama ters olan şeyler de vardı. Tarih boyunca devrimlere karşı olan azımsanmayacak bir kesim hep vardı. İlk meciste de vardı. Mustafa Kemal'i mebus seçtirmemek için önerge bile verdiler. Bu önergede "bir yerde en az 5 yıldan fazla oturmayanlar mebus seçilemezler" maddesi vardı. Ömrü cepheden cepheye gitmekle geçmiş olan bir asker bu maddeye nasıl uyabilirdi? Bunların arasında Atatürk'ün yakın silah arkadaşları da bulunuyordu. Mustafa Kemal, İzmir'e kadar Mustafa Kemal'di onlar için. Asker olarak diyecekleri bir şey yoktu, dehaydı. Fakat, Kurtuluş Savaşından sonra yaptıklarını hiçbir zaman benimsememişlerdi. Çok partili hayata geçtiğimiz dönemin ilk ve sonraki seçimlerinde Demokrat partinin aldığı oy oranı halkımızın devrimlerine ne kadar bağlı! olduklarını göstermektedir. O tarihten sonra sağa yatan bir Türkiye'de yaşamaktayız. O zamandan bu zamana sağ partilerin toplam oy oranı % 70 civarındadır, hatta bazen bunu da aşmaktadır. Şimdi soruyorum: Merkez sağ partiler nerede? Senelerce onlara oy veren merkez sağ seçmen nerede? 70'li yıllarda tavan yapan %41 'lik oyu hariç, sosyal demokratların oyları (daha da artması gerek) azalsa da aşağı yukarı aynı seviyede kalmıştır. O yüzden ben; resmi ağızdan olmamasını daha çok önemsemekle birlikte Tasavvuf düşünürünün sözüne de pek şaşırmıyorum. Bir yerlerde okumuştum, bu zatın düşüncelerini "hamilelikte cinsel birleşme gördüğü" tarzında yorumlayan ki, (doğrudur, tıbbi uygulamalar hariç hamilelik bir cinsel birleşme sonucunda olmaktadır) ancak "eğer bebek tüp bebekse o zaman ne düşüneceksin" diye sorması bence, aymazlıktan öte cahilliktir. Hamilelerin sokağa çıkmasına karşı olan zihniyet, tüp bebeğe nasıl bakıyordur acaba? Bunun gibi ve buna benzer sözler gün geçmiyor ki duyulmasın. Örneğin: Bir yerlerde söylenen, "Müzik, eğer kadın sesi değilse ve ilahi ise dinlenebilir" gibi. Bu görüşe göre, resim, minyatür ya da ebru tarzında olmalı. Heykel hiç olmamalı. Tiyatro, gölge oyunu ile ortaoyunundan ibaret olmalı (Ferhan Şensoy affetsin, orta oyununu onun gibi yapmak çağdaşlıktır). Bu sözler olacaktır. Bunları söyleyen kişiler de... Toplum ancak bu gibi düşünceleri ve sözleri aştığı zaman çağdaşlık seviyesine ulaşacaktır. Bugünün çağdaşlığı batıdır. Batıdan başka izlenecek çağdaşlık yolu yoktur.

1 yorum:

Hektor dedi ki...

Bugün, hafta tatili pazar gününden cuma gününe alınsın mı diye referandum yapılsa (halka sorulsa); pazar günü olarak kalsın diyenlerin oyları çoğunlukta çıkar mı acaba.