27 Ağustos 2015 Perşembe

SEÇME CIVILTILAR 3

 


***Bütün gün yalnız bıraktığın yatağının sana duyduğu arzu kadar o da sana arzu duyuyorsa kaçınılmaz aşk budur.

***Libido, kişinin kendi organizmasında ve karşı cinsle iletişiminde özgürce davranmasaydı hayatın nüvesinden bahsedemezdik. İşte tam bu noktada, hayatı ahlâkın hizmetinde gören bizim gibi toplumlar geliyor gözümün önüne. Çok şeyi söylemek istediğimiz halde konuşamadığımız gibi.

***Üstesinden gelinmesi gereken en önemli şey; kadınlığa dair tüm özelliklerine küsmüş ve de doğasından sapmış, depresif ve silik bir görüntü çizen kadın tipinden her zaman kurtulunması gerektiğidir..

***Her saat başı tekrar öldüğünü hissettirecek an'da takılıp kalmaktan kurtul. Eski sevgililerini unut. Aşk için; 'seyrettiğin çok güzel bir film olduğunu, film bittiğinde belki biraz koltuğunda çakıldığını ama sonunda sinemadan çıkıp gittiğini' düşün. Bir başka güzel filme kadar...

***Bildiğimiz gibi, kış gelince, yazlık giysiler dolabın üst raflarına kaldırılırken kışlık giysiler elimizin altında ve gündelik hayatımızda olur. Sanki kış geldiği zaman giysileri değil de depresyonu saklı olduğu yerden çıkarır ve kışlık giysi gibi üzerine giyer kimileri. Bütün kış süresince onunla yaşar. Halbuki, tıpkı giysilerimizi çıkarıp askıya astığımızda ya da dolaba kaldırdığımızda onu da üzerimizden çıkarmayı bilmeliyiz. Bunu yapamıyorsak üzerimizde olduğu halde onunla hoşça vakit geçirmenin yollarını aramalıyız. Daha şimdiden kestaneleri sobanın üzerine sermeyi hayâl etmeyi, daha soğuk günler için sıcak şarabı düşlemeli, pencere kenarında  şarabını yudumlarken yağacak karı düşünmeliyiz. Hem evde hem dışarıda yapılacak bu ve buna benzer şeyler varken, hiç kimse depresyonu üzerinde fazla tutmasın...

***Hayat sürekli bir yanılma öğrenme durumudur. Kendi içinde çözümü yoktur. Yollardan birinin seçimi arzuların ve ona karşı olan içimizdeki güçlerin çekişmesidir. Bunlar yaşıyor olduğumuzun kanıtlarıdır. Hiçbir şey duymamak daha mı iyidir? Hayat, iyi olan ile şeytansı olan arasında var olan gerilimdir. İnsanlar iyi olandan da şeytansı olandan da paylarını almışlarıdır. Bütün bunlara rağmen kendimizi değişemez olarak nitelememiz gerçekçi değildir. Yanılma ve öğrenme sonucunda elde ettiğimiz deneyimler, bizlerin hayatı daha başka şekilde karşılamamıza neden olacaktır. Gün gelecek; seni hiç şaşırtmayan o an geldiğinde, değişmenin de sonu gelmiş ve sen herkesi anlıyor ve kendini de tanıyor olacaksın.

24 Ağustos 2015 Pazartesi

DEYİŞ 9




"Dünü konuşabileceğin, bugünü yaşayabileceğin, yarını hayâl edebileceğin kişiler gerek" dedim.

22 Ağustos 2015 Cumartesi

İNANDIM

  

(...)
yeryüzü vatanım, insansoyu milletimdir benim,
ancak böyle düşünenin insan olacağına inandım.
şeytan da biziz cin de, ne şeytan ne melek var;
dünya dönecek cennete insanla, inandım.
yaradılışta evrim hep var, hep olmuş, hep olacak,
(...)
tekmil insanlar kardeşi birbirinin... bir hayâl bu!
olsun, ben o hayâle de bin canla inandım.
(...) 


Tevfik Fikret (Haluk'un Amentüsü)

SEÇME CIVILTILAR 2



          *** Bir kadın ile bir erkek arasında yaşanan birliktelik; kadın açısından bakıldığında, kırılmak üzere olan büyükçe bir cam parçası üzerinde yürümeye benzer. Her an yaşanabilecek bu kırılganlık kadının tüm bedenini saracaktır. Kadın, camın ilk kırıldığı anda yürümeyi bırakmayacak ve daha dikkatli adımlarla yürüyüşünü tamamlamak isteyecektir. Ne kadar dikkat edilirde edilsin kırılmalar devam edecektir. Cam üzerindeki her çatlak, kalp kırığına dönüşecektir ve artık tamir edilmez boyutta kadını yaralayacaktır, ta ki çatlayıp kırılmayan daha esnek, daha dayanıklı ve adımlarınızı üzerinde yumuşatacak bir cam parçası bulana kadar.

           ***Hiçbir şey önceden belli değildir. Kuram, gerçekleşenler üzerinden istatistiki metodlarla belirlenmiş olup, meydana gelen olaylarla doğrudan bir ilişki kurmak metafizk bir yaklaşım olur. Kendini ferah tut, kozandan çıkıp gönül rahatlığı ile kanat çırpıp uçabilirsin. Hep larva olarak kalamazsın ya. Bence, kelebek etkisinden anlayacağımız, dünyanın biryerlerinde insanları harekete geçiren olayların, başka bir yerde de tepki bulması ve katılımıdır. '68 gençliği hareketi gibi. Fransa'da başlayıp, dünyanın başka yörelerinde ve Türkiye'de de etkileşim bulan hareketti. Ben bunu anlıyorum. Mistik olarak yorumlamaya kalkarsak bu insanı içinden çıkılmaz ve hareket edemez hale getirir. Etrafımızda olan bitenden sorumlu olduğumuz sonucunu çıkarmamıza neden olur ki, bu da insanı başka boyutlara taşır, kendinden uzaklaştırır.

          ***Uygar olmayı yüksek derecede empati kurma ile ilşikilendiren psikanalizm, mağdur olan tarafla kendilerini bir tutarak insanların suçluluk duygularını vicdanlarında aşmalarını ortaya çıkarmıştır. Bu gerçekten mümkün müdür? Empati kurarak bunu eyleme dönüştürebilir miyiz? Üzülerek ve vicdanımızda özdeşim kurarak bu gerçekle baş edebilir miyiz? Bununla baş edebilmek için aynı gerçeklik üzerinden yola çıkmak gerekir. Ancak bu şekilde yüzleşebiliriz. Empati bu yüzden eylemsel değil kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm bir söylemdir. 'Hepimiz ötekiyiz' sözünün eylemsel olmadığı gibi.

          ***İnsanın gözlerini dolduran en acı hikâye; genç yaşta biten yaşanacak koca ömürlerin, birlikte yola çıktığı kişiyi bırakan ve/veya bırakmak zorunda kalan insan bencilliğinin, kendini kurtarırken mutluluğu ve geleceğini bir başkasının daha büyük bir acı ve yalnızlığında aramanın, güçsüz ve sakat olanı yaşamından çıkaran yirmibirinci yüzyılın ilkel insanının fotoğrafıdır.

15 Ağustos 2015 Cumartesi

SEÇME CIVILTILAR 1



Sesler, yüzlerden daha önemlidir tanımak için. Sesini duymam gerek.

Ayrılma anındaki algı, kişinin "acı" duygusunu besleyerek yaşadıklarını onarmaya çalışır. Gözün rimelli olup olmaması bu yaşam dizgesi için pek önemli değildir. Elindeki rakı kadehi ise, bu yas sürecini geçirirken çekeceğin acının dayanılır olmasını sağlayacaktır.

Bölgemizdeki savaş durumu gündemden kaçmak isteyenleri bile yakalıyorsa, durumun vehameti ortadadır. Her yerden akıyor. He yerde yakalıyor. Dünya hiçbir zaman küresel olarak aynı anda her yerde barışa kavuşamadı.

Mümkün olanın; kadınlığı kadından sıyırarak mutlak bir dişi imge yaratılabilecek olması iken, erkeğin, kadını bastırarak etkisizleştirmek istemesi onun daha çok kadınlığa dönmesini sağlamıştır. Velhâsıl kadın, kadın olunca güzeldir.

 Bir doz kıskançlık iyidir. Fazlası yan etki yapar.

 Bir sevgili olup, bir kalpte saklanmak gibisi yoktur.

Kendisinden kurtulmanın imkânsız olduğu bir hayal. Odaklandığın yokluk, aslında varlığındır ki, o sende yaşayan bir imgedir. Şöyle bir fotoğraf makinası olsa; sadece karşısında duranları değil de, hayalindeki yüzü de algılasa, kendisi için bu güzel "yokluk" dizelerini yazarken.

Şu aralar duymaktan hoşlandığım en güzel söz: "Buradayım."

Öyle bir yerdeyim ki...

Yuh Yuh Soyanlara

13 Ağustos 2015 Perşembe

KURBAĞA PİŞİRME ÖRNEĞİ ÜZERİNDEN YASADIŞILIĞA ALIŞTIRILAN TOPLUMUN GİDEREK KİBARLAŞMASI SONUCU HASTALIKLARININ TANIMI...

 
Son on-yirmi yıl içinde; tefeciliğin adı "Factoring", emlâk spekülatörünün adı "Yatırımcı", manik-depresif bozukluk hastalığının adı da "Bipolar bozukluk" oldu.(Benim aklıma ilk ağızda gelen bunlar, sizin aklınıza gelen daha başka adlandırmalar varsa yazın lütfen).
Çok mu kibarlaştık ya da yukarıdaki adlandırmalar çok daha mı kibar geliyor onu bilemem. Bildiğim birşey varsa toplumun gereksinimleri ve gerçekleşen işler üzerinden baktığımızda ne yaparsak yapalım yasal olmamasına rağmen hâlâ süregiden uygulamalardan yasal olmayan tefecilik ve spekülasyon işlerinin yasal kılıf altında yapılması bu sektörlerde istihdam yaratılması bakımından kanun koyucu tarafından da beninmsenmiş olduğunu gösteriyor.
Bipolar bozukluğa gelince; Manik depresif hastalığının adını yaygın olan (İngilizce) adından farklı olarak söylediğinizde karşıdaki anlamayıp bu ne demek diye sorduğunda: "Bazen durgunluk bazen de taşkınlık yaşıyor hastamız" diyeceksiniz, karşınızdaki: "Aaa...ben de bazen öyle oluyorum..." diyeceği için, hastalığın önemini azımsanmayacak derecede küçültmüş olacağınızdan övünerek de söyleyebileceksiniz..Çünkü hastanız manik depresif değil, bipolar bozukluk hastasıdır!...

11 Ağustos 2015 Salı

GİDE GİDE 8



[ "FİKRET OTYAM'I KAYBETTİK"

Arkadaşımız, Fırat nehrinde 
bindiği salın devrilmesiyle
sulara kapılıp boğuldu. 

Üzüntüyle haber aldığımıza göre, on gün önce Fırat nehrinde röportaj yapmak üzere yola çıkan arkadaşımız Fikret Otyam, Bükdüzü denilen yerde Karakaya baraj bmlgesinde Bükdüzü şelalesini geçerken salın alabora olmasıyla sulara kapılıp boğulmuştur.
Uzun aramalardan sonra cesedi bulan köylüler, durumu jandarmaya bildirmişler, ilgili makamların acı haberi Ankara Büromuza iletmesi üzerine iki arkadaşımız derhal uçakla olay yerine hareket etmiştir.

HAYIR...

Hayır ölmedim. Ramak kalmasına rağmen bu kelli de savuşturdum. Ama salın üzerinde, o korkunç, o fabrika gibi gürül gürül gürüldeyen suları, şelâleleri geçerken, hep ölümümü, ölümümün nasıl duyulacağını, bunun gazeteye nasıl yazılabileceğini, arkadaşlarımın cesedimi almak için buralara nasıl geleceklerini, sevdiklerimi, pek az olan sevmediklerimi, seçimleri kimin kazanacağını göremiyeceğimi, bu güzel halk için artık çalışamıyacağımı, gökyüzünü, çiçekleri, kuşları artık göremiyeceğimi, türkü dinleyemiyeceğimi, sevişemiyeceğimi düşünüp duruyordum(...)]

Yukarıdaki başlık ve sözlerle başlıyordu Fikret Otyam'ın "Gide Gide 8" adlı, elimdeki baskısı 1966 olan Cumhuriyet Gazetesinde yayınlanan Gezi Notlarını derlediği kitabı.
Kalemi ve fotoğraflarıyla Anadolu Halkının; nehir kenarında, denizde tam deyimiyle izbelerde, aylarca kar altında o bitmeyecek gibi görünen çileli yaşantısını ve bu koşullar önündeki direncini anlatan Fikret Otyam, Fırat'ın gazabından kurtulduktan yaklaşık 50 yıl sonra böbreklerine yenik düştü. Azgın Fırat'a direnen Fikret Otyam yaşama umudunu hiç kaybetmedi ölüme de sonuna kadar direndi.

1 Ağustos 2015 Cumartesi

SİYASET DIŞI



- Sevgili, en değerli kazanımın mutluluğundur. Her iki cins için de yanıbaşında duran ve çok şeyini paylaştığın kişidir.
- Nereden çıktı şimdi bu?
- Çevrendekiler, ilk zamanlar hayattaki maddi kazanımlarınla ilgilenir. Onların ruh hallerindeki seyir, senin edindiklerine koşut olarak değişkenlik gösterir. Örneğin daha güzel bir çevrede yaşıyorsan, daha güzel bir evin varsa ya da onun sahip olduğundan daha güzel bir arabaya biniyorsan, daha güzel yerde tatil yapıyorsan sürekli kıskanılırsın. Bu tür insanlar önceleri yaşam kaliten, bilgin, kültürün, görmüş geçirmişliğin, sosyal yaşantının kalitesi ile, sanat, bilim, edebiyat, müzik gibi üretilen herşeyden tüketimde payını alıyor olmanla ilgilenmezler. Onlar için varsa yoksa maddi kazanımlarındır. Bunlardan birini kaybetmen, evin kedisi için hindili yaş mama neyse onlar için de en değerli besindir. Giderek her kaybettiğin için ruh halleri mutluluk hormonu enjekte edilmiş gibi yükselir. Kendilerini daha iyi ve daha güvenli hissederler. Çünkü yarışacakları maddi ögelerden bir tanesi daha azalmıştır. Sözüm ona senden üsttedir. Bu durum kendini daha iyi hissetmesine ve sana daha iyi davranmasına yol açacaktır. Seni kendine rakip olarak görmemeye başladıkça davranışları da kıskançlığı ile ters orantılı olarak değişecek ve önceleri çatır çatır çatladığına tanık olduğun kişlerin sana karşı ilgisi ve yakınlığı artacaktır. Sonunda tüm maddi kazanımlarını kaybetsen de, çırılçıplak kalsan da elinde kalan son şey; yanıbaşında duran sevgilin, herşeye rağmen elinden alınamayan bilgi, kültür ve ilkeli kilşiliğin ve bunlara bağlı olan mutluluğun, seninle yarışan kişilerin elde ettikleri tüm maddi kazanımlara rağmen hâlâ kıskanılacaktır. Tüm bunlara rağmen sen yine de onların nazarında gıpta edilecek insan olarak kalacaksın.