23 Ocak 2013 Çarşamba

UZUN CIVILTILAR 9

Sürrealizm (Gerçeküstücülük)

Çok uzaklaşmak istediğin zamanlarda, gittiğin yerde kendine yakınlaşırsın. 'Kendinden uzaklaşma korkusunu aşarak, ruhunu kuşatan bedeninin içinde kalmayı başarır, kendini bulursun. Uzaklaşmak bu bakımdan iyidir.

Aynı hataları tekrarlamak ve aynı acılara karşılık bulmak eklem çıkığı gibidir. Aynı yerden çıka çıka kanıksar insan, artık ilk günkü gibi acı vermez.

Söylediklerinin ve yapmak istediğin eylemlerin kendince bir sakıncası yoksa,  kendini fazla sıkma ve toplum tarafından gözetim altında olduğun hissine kapılmadan gerçekleştir. Yapmak istediğin eylemler gündelik gerçeklik içinde olağan şeylerse kesinlikle vaz geçme.. Bunun yetişmekle bir ilgisi yoktur. Delilik de değildir.
Yaşanılmaz bir dünyada var olabilmek için geliştirdiğin bir strateji olarak düşünürsek; bunu gerçek yaşamına doğru kaydırmışsın demektir. Bunları yaparken yabancılaşma hissine kapılma ve kafana takma.

Herkes anne, baba acısı tatmalıdır.

Doçentlik beklerken, prof. olmak gibiyse başına gelen şey, güzeldir.

Sadece digital olarak görünenler, yakınlık mesafelerini de kendileri belirlemişlerdir.

21 Ocak 2013 Pazartesi

GÖRME(ME)YE YATMAK !

         
         Flört ve arkadaşlık ve hatta daha ileri giderek nişanlılık dönemlerinde göz yumulan ve tahammül edilen davranışların, evlilik döneminde büyük şikâyetlere dönüşmesi ve boşanma nedeni olarak gösterilmesine aklım ermiyor. Nişanlılık döneminde de gördüğün ve kabullendiğin davranışları, evlendikten sonra da hoşgör ve sesini çıkarma. "Değişebilir, değiştirebilirim, eğitilebilir" demek son derece yanlıştır. Hoşgörü önce varsa, sonra da olmalıdır. Kabul edemeyeceğin davranışların düzeltilmesinde olumlu sonuç alamıyorsan yola çıkmayacaksın.

ONU KENDİNDEN NASIL KORURDU?

    
        Ölüm fermanını birebir, aracısız olarak, uyanık ve aklıselim durumdayken Ayaspaşa'ya veren Padişah'ın kendisi olduktan sonra, boğdurmadan 5 dakika önce uykuya yatması onu yani İbrahim Paşa'yı kendisinden korumayacağı gibi, sıfatına da yakışmayan yani adil ve kanuni olmayan bir infaz şekli oldu. Bu anekdot gerçekten var mı, yok mu bilmem. Olasılıkla yoktur. Varsa da yoksa da, bunu yazan senaristler ekranları önündeki milyonlara, takiyye yoluyla, emri buyuranın ve sıfatı kanuni olan ve adı adaletli davranmakla birlikte anılan sultanın, kadı efendi (ki sonradan şeyhülislâm olacak) vasıtasıyla kendini nasıl kandırdığını izlettiler.

        Gerçekten, Sultan Süleyman, Pargalı'yı kendinden koruyabilir ve kendi buyruğu olmadan onun canını nasıl  alabilirdi?

18 Ocak 2013 Cuma

UZUN CIVILTILAR 8

      

           Kadında güzellik, karşı cinsin görüşü ve bakışı ile değil, aynı cinsin beğeni düzeyi ve değerlendirmesi ile ölçüldüğünde daha objektif olacaktır. Bir erkeğin; kadını seksi, güzel ve çekici bulması öznel olabilir ve bakan erkeğin kadına olan hislerinin ve arzularının öne çıktığı bir beğeni zevkini içinde barındırabilir. O yüzden kadının güzelliğini ve çekiciliğini bizâtihi yine kadının beğeni değerleri ile değerlendirmek gerektir.

           Çağdaş yaşam ve toplumsal örgütlenme alanlarında ileri toplumların gerisinde kaldığımız halde, bilim ve teknolojide de ileri olan bu toplumların ürettiği ve tükettiği metaları (her türlü teknolojik ürün, ticari mal ve tüketim malları) olduğu gibi ithal yoluyla satın alıp kullanmaktan çekinmeyiz de; neden onların ürettiği akıl, bilim ve felsefeyi yaşamımızın sosyal ve kültürel alanlarına uygulamayız? Bir insan nasıl olur da kendi üret(e)mediği ve üretmek için kolunu bile kıpırdatmadığı lüks araçları sırf parası var diye satın alıp bedenleri üzerinde taşıdığı  en gerici düşüncelere sahip kafaları, bu lüks araçlar içinde gezdirirler.

           Çocukluğunda ağaca çıkma-inme deneyimini incir ağacı ile yapanlar; yaşamlarının sonraki yıllarında her türlü ağaca düşmeden çıkıp inebilirler.




12 Ocak 2013 Cumartesi

AYNI GÜNDE...

Yarın bir kez daha 13 Ocak Pazar. Doğum günü yıldönümünün doğduğum günle aynı gün olması başka bir heyecan veriyor.

9 Ocak 2013 Çarşamba

İZDÜŞÜM

          

            Yaşanmış ve artık belleğin derinliklerinde olan anıların, bir gün o ana kadar hiç görmediğin başka biri tarafından aynı yerlerde, aynı sularda, gezilen görülen ve ayak basılan her yer ve mekânda  yani zaman içinde muhafaza ettiğin an'ın anılarının olduğu her yerde belleğinden çıkarak;  uzun zaman sonra bugün yeniden yaşandığından haberdar olmak; kendini tanımlamanın yeniden şekillenmesi ve  anıların video kaydını izlemek gibi bir şey. Bu zamanı bükmek gibi. Fosil olan anıların yeniden canlanması. Birbirinden çok farklı zamanda meydana gelmiş iki cismin kendilerinden bağımsız olarak sanki üçüncü bir zaman diliminde, senin yaşayıp terk ettiğin yer ve zamanlarda vücut buluyor olması, şu an ve o an arasındaki boşluğu doldurur nitelikte ve  ben bunu yeniden yaşıyor gibiyim.

UZUN CIVILTILAR 7

       
sanges marco unexpected © 2003
**
          Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Dışarıdan bakıldığında, varlıklı bir eş, bir elini sıcak sudan soğuk suya sokmayan bir kadın, temiz pırıl pırıl çocuklar. Bütün bunlara sahip olmak isteyen milyonlarca kadın bulabilirsiniz. Onun hayatına gıpta edenler bile vardır. Gel gelelim beklentiler ve yaşanmak istenenler ve de reva görülen davranış, istenmeyen şekilde olunca işin rengi değişiyor. Arzu ettiği gibi bir yaşam yaşamamış olan kadın, belki de arzu ettiği gibi yaşarken çekeceği sıkıntılarla, yoksullukla uğraşırken bir de çok istediği halde annne olamadığında, herkesin gerçekleri bilmeden gıpta ile baktığı o şikayet ettiği hayatı isteyecektir. Diğerlerinin tavuğunun kaz göründüğü gibi. 
**
        Herkes arzu ettiği hayatı, arzu ettiği kişi ile yine kendi istediği ve tasarladığı gibi yaşasın. Affınıza sığınarak söylüyorum, çok değer verilen ve bacakların arasında bir kelebek gibi saklanan ve korunan bekâretler, hiç tanınmayan ve de sevilmeyen ve belki de hiç sevilmeyecek olan kişiye, evlilik sonucunda bırakıldığı gibi olmasın kadınlarımızın yaşamı
**
        Atatürk'ü yaptıklarıyla değil, yapmadıklarıyla yargılamak gerek. Yaptıklarının hepsi çağdaş bir ülke yaratmak adına doğruydu. O gün, onun gibi düşünmek dâhilik olarak adlandırılabilir ancak. Bugün geldiğimiz noktada, 'hataları var' demek, bizim ileri yaşlara geldiğimizde gördüklerimiz ve yaşadıklarımızın sonucunda  akılsal varlığımızın gelişmesi ile 'ah keşke şunu yapmasaydım ya da şöyle yapsaydım' dememize, tıpkı kendimizi ve başkalarını eleştirmemize benzer. Geçmişten ders almak gibi. 'Hataları var' demek, benim gözümde yapması gerektiği halde yapmadığı şeyler demektir. Örneğin bir toprak devrimi katılamaz mıydı devrimlerin arasına? Katılabilirdi, sanırım düşünmüştür. Herhalde o günün koşullarında mümkün değildi. Bugün sıkça sözü edilen özerklik veya federasyon aklına ve gündeme düşmemiş midir? Bence düşmüştür... Ölümünden sonra 75 yılda bizim çözemediğimiz ve yapamadığımız reformları 90 yıl önceki o büyük insan niye yapmadı diye şikâyet etmek, ancak bizi küçük düşürür. Onun bıraktığı yerden alıp ileri görürecek olan nesiller, yani bizler üzerimize düşen görevleri ülkemiz adına yerine getirememişiz maalesef.
**
         Kendini aldatan adama karşı duyulan sevgi ve nefret onu, sevdiği fakat aşık olmadığı bir adamla evlenme kararı almasına iter. Böylece başka bir adamı sevmek yerine aynı adamı yeniden sevmenin acısını yaşanır. Kadını ayakta tutan ise; herşeye rağmen yaşadıklarının yasını tutmamak olduğu kanısındayım. Bu da, her iki ayrılıktan sonra yaptığı evliliklerden anlaşılır. 'Kadınlar aşktan korunmak ve unutmak için evlilik yaparlar' sözünü de doğrular gibi.
**
         Sürdürülebilir evlilikten yana olmakla birlikte, tahammül edilemez hale geldiğinde sürdürmenin anlamı olmayacağına inanıyorum. 'Tahammül edilemez şeyler' nedir diye soracak olursanız, 'bu da, kişiden kişiye göre değişir' derim. Bir de; içinde biriktirmemek, her gün (tabirimi bağışlayın), karşılıklı olarak çöpü dökmek gerek. Zamanında dökülen çöp, etrafı kirletmez ve kokutmaz diyorum.
**
        Yalanla yaşamanın bedelini, sonraki kuşaklar çekiyor ve ağır ödüyor. Yalan, başka yalanları doğuruyor. Olgunun yaşandığı anda, gerçeklerle yüzleşmek belki kişiye o an için acı verecektir ama yalanla o olguyu kapatmaya çalışmak hem kendine ve hem de gelecekte masum olanlara zarar verecektir.
**
         İnsanın gözlerini dolduran en acı hikâye; genç yaşta biten yaşanacak koca ömürlerin, birlikte yola çıktığı kişiyi bırakan ve/veya bırakmak zorunda kalan insan bencilliğinin, kendini kurtarırken, mutluluğu ve geleceğini, bir başkasının daha büyük bir acı ve yalnızlığında aramanın, güçsüz ve sakat olanı yaşamından çıkaran yirmibirinci yüzyılın ilkel insanının fotoğrafıdır.

8 Ocak 2013 Salı

UZUN CIVILTILAR 6


**
            Uygar olmayı yüksek derecede empati kurma ile ilşikilendiren psikanalizm, mağdur olan tarafla kendilerini bir tutarak insanların suçluluk duygularını vicdanlarında aşmalarını ortaya çıkarmıştır. Bu gerçekten mümkün müdür? Empati kurarak bunu eyleme dönüştürebilir miyiz? Üzülerek ve vicdanımızda özdeşim kurarak bu gerçekle baş edebilir miyiz? Bununla baş edebilmek için aynı gerçeklik üzerinden yola çıkmak gerekir. Ancak bu şekilde yüzleşebiliriz. Empati bu yüzden eylemsel değil kâğıt üzerinde kalmaya mahkûm bir söylemdir. 'Hepimiz ötekiyiz' sözünün eylemsel olmadığı gibi.
**

          Şimdi burada söyle(ye)meyeceğim ticari televizyonların, başında büyük -enkırmenleri-! olan haber programları iğrençlikden izlenecek durumda değil. Bozuk Türkçe'li haber muhabirleri, (kendilerininki de bozuk) yanlış vurgulanan sözcükler, basit kurgu oyunları, insana saygısızca yapılan sunuş biçimi vs. vs. almış başını gidiyor. Onlardan kültür, sanat, eğitim ve öğretici programlar beklemek bir yana, sunumlarını biraz daha saygılı yapsalar razı olacağım. Atları da vururlar filmini izledim. Küçük Amerika'yız demişti bir bilenimiz. Ayak izinden gittiğimiz Amerika'nın o günkü halinden daha beter olduk kapitalizm de. Az gelişmiş ülkenin kapitalizmi insanı daha çok sömürüyor. Gelişmiş olanı hiç olmazsa sarı sendikalar gibi sömürüden birazcık da insanına dağıtarak rahatlatıyor. Artık sadece emeğimiz değil, duygularımız, arzularımız, tutkularımız da sömürülüyor
**

         İnsan yaşamı boyunca ne kadar acıyla yüz yüze gelirse o kadar olgunlaşıyor ve büyüyor. Zaman geliyor aynı acıları yaşayanları anlıyor ama kendi üzüntüsünü ve acısını içinden atmasına yetmediği için tepkilerinde duyarsızmış gibi görünebiliyor. İnsan hayatının bir dönemini ve bir süreliğini elinden alan gerçeklerin üstesinden gelmek de pek kolay olmuyor. Kabul ettiğin ve zihninin bir köşesinde ötelenerek kalan bu acılar, gün geliyor herhangi bir ses ve görüntü ile tetiklenerek tekrar gün yüzüne çıkıyorlar. Seni orada olduğun hakikatinden ayırmadan bir anda sanki tekrar yaşıyor buluyorsun kendini. Bu duyguların en fazla yapmasına izin verileni, hatırlandıkça duygulandırması ve yaşamın içinde seni sen yapan anılar olması şeklinde olması. Ne kadar ağırlık kaldırırsak, yükümüzün o kadar hafifleyeceğini düşünürsek, yaşamımızın acı ve tatlı olaylarla örülüyor olmasından yola çıkarak, çektiğimiz acılarla da ağırlaşacağını göz ardı edemiyoruz.
**

        Farklılıklarda yaşarken yabancı olmak yerine, karşındakini yabancılaştırmak en iyisi. Bırak bu kez (o) yabancılaşan(lar) düşünsün. Sen aç bütün çakralarını hayata. Karanlığın içinde boğulma, Ophelia misali.