31 Ekim 2012 Çarşamba

OLAĞAN ŞÜPHELİLER

Cumhuriyet Bayramı kutlamalarına katılan marjinal ve illegal örgüt üyeleri !

               
      
Cumhur, 82 yaşında   Cumhur, 58 yaşında      Cumhur, 25 yaşında     Cumhur, 40 yaşında 
      Kore Gazisi               Kıbrıs Gazisi               Güneydoğu Gazisi        Ev kadını           
   


              
  
Cumhur, 19 yaşında   Cumhur, 11 aylık,         Cumhur, 6 yaşında,     Cumhur, 50 yaşında
Üniversite Öğrencisi   annesinin yürüttüğü         elinde boyu kadar               Esnaf
                                  pusette bebe                 Türk bayraklı yavru

              
         
Cumhur, 28 yaşında     Cumhur, 73 yaşında   Cumhur, 24yaşında    Cumhur, 33 yaşında  
bankacı kız                      emekli öğretmen               sporcu                      işçi                           
 

                
      
Cumhur, 41 yaşında      Cumhur, 30 yaşında    Cumhur, 37 yaşında    Cumhur, 78 yaşında
            memur                  yabancı uyruklu        öğretim görevlisi         engelli, tekerlekli        
                                              vatandaş.                                                   sandalyede

O gün, orada hepimizi buluşturan ve bir arada tutan şey; sönmeyecek olan son ışığımız ve aydınlanmanın simgesi Cumhuriyetimizdi.


                                                                                                   

30 Ekim 2012 Salı

BUMERANG

[bf4b8973.jpg]

KORKU

Bize türkülerimizi söyletmiyorlar Robeson
kartal kanatlı kanaryam
inci dişli zenci kardeşim
türkülerimizi söyletmiyorlar bize.

Korkuyorlar Robeson
şafaktan korkuyorlar
görmekten, duymaktan, dokunmaktan korkuyorlar
yağmurda çırılçıplak yıkanır gibi ağlamaktan
sımsıkı bir ayvayı dişler gibi gülmekten korkuyorlar
sevmekten korkuyorlar, bizim Ferhad gibi sevmekten
(sizin de bir Ferhadınız vardır elbet Robeson, adı ne?)

Tohumdan ve topraktan korkuyorlar
akan sudan ve hatırlamaktan korkuyorlar
ne iskonto, ne komisyon, ne vade isteyen bir dost eli
sıcak bir kuş gibi gelip konmamış ki avuçlarının içine
ümitten korkuyorlar Robeson, ümitten korkuyorlar, ümitten,
korkuyorlar, kartal kanatlı kanaryam
Türkülerimizden korkuyorlar Robeson.


Nazım Hikmet





14 Ekim 2012 Pazar

ÇANAKKALE ÇOCUKLARI


Bu filme göre;
Vatan savunması anlamsız, ulusal çıkarlar saçmadır.
Bu filme göre;
Müttefik kuvvetler işgalci ve emperyalist değil, bizim misafirimizdi.
Bu filme göre;
Batı emperyalizmi, Osmanlı'nın parçalanıp mirasının bölüşülmesi için gelmediler Çanakkale'ye.
Bu filme göre;
Savaştan ve yüzbinlerce askerin ölümünden sorumlu olanlar, kahraman Türk askerini yetiştiren Türk babalardır.
Bu filme göre;
Ülkemizi işgale gelen yabancı istilacılar, vatanını savunmak isteyen Mehmetçik'le kardeştiler ve Mehmetçiğin onlara kurşun sıkması ayıptı, hiç direnmeden buyur edecekti.
Bu filme göre;
Çanakkale'yi geçemeyen empeyalist güçlere, beyazperde üzerinden bu emellerini gerçekleştirme şansı verilmiştir.
Bu filme göre;
Çanakkale gururumuz ve kahramanlıklarımız utanca dönüştürülmek istenmiştir.
Bu filmle;
100 yıl sonra sinemadan ateş açılarak arkalarından vurulan Mehmetçiklerimiz bir kez daha şehit olmuşlardır.

DİLEKLER

                      
                      Zaman zaman daha önceki yazılarımı okur ve düşünürüm. Yine böyle yaparken, 17 Aralık 2011 Cumartesi günü nini' nin mimine yazdığım 2012 dileklerimle ilgli yazı çarptı gözüme. Bu mimde ilk dileğim:
'Tüm silahlar yok edilsin. Savaşlar bitsin. Hiç kimse ve hiç bir ülkenin elinde ateşli silah bulunmasın. Ateşsiz olanlar da toprağa gömülsün. 31 Aralık günü, her yıl, her yerde "Dünya silahsızlanma günü" olarak kutlansın' olmuş.
                      Aradan geçen bir yıla yakın süre zarfında, değil bu ve diğer dileklerimin gerçekleşmesi, dünya daha da bir silahlanma yarışının içine girmiş ve bölgesel olarak savaşın eşiğine gelmişiz.  Daha çok kadın öldürülmüş, şiddet görmüş. Aç ve yoksul insan sayısı artmış, eğitim ve ve sağlık hizmetleri paralı hale gelmiş. Doğal kaynaklarımız ve ormanlarımız daha çok tahrip edilmiş ve daha çok tahrip edilmesine kucak açan projeler hayata geçirilmiş. Etrafımda gördüğüm aşksız bir insan bile,  'aşksız insan kalmasın. Herkesin bir aşkı olsun' dileğimin de gerçekleşmediğinin göstergesi olduğuna göre; dileklerinin gerçekleşme oranı sıfır olan biri olarak, diyorum ki, çok yazık!
                     O günkü yazımdaki dilekleri sizlerle yeniden paylaşırken, bu yazımı da yine o günkü yazımdaki son dilekle bitiriyorum: 'Tüm bu dileklerim bir gün gerçekleşsin'.


6 Ekim 2012 Cumartesi

YORUMSUZ



BASINDAN:
TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonunda Milletvekilleri, Medya Patronlarının dinlenilmesi bölümünde Doğan Medya Grubu patronu Aydın Doğan'a; 28 Şubat Döneminde askerler tarafından gazetelerinde yazanlar hakkında bir baskı yapılıp yapılmadığını, işten atılmalarının söylenip söylenmediğini sordu.

5 Ekim 2012 Cuma

İÇİNDE BİSİKLET OLAN FİLMLER


Xiaoshuai Wang’ın yönettiği 2001 yapımı Çin filmi Beijing Bicycle/ Pekin Bisikleti.
 



Vicente Amorim’in yönettiği Brezilya yapımı O Caminho das Nuvens.




 Bisiklet Hırsızları




 Anh Hung Tran’ın Cyclo/ Bisikletçi




Üç Tekerlekli Bisiklet Lütfi Ö. Akad ve Memduh Ün




A Sunday in Hell (1976) (En forårsdag i Helvede)  (Belgesel nitelikte)




The Stars and the Water Carriers (1974) (Stjernerne og vandbærerne) (Belgesel nitelikte)
 



The Flying Scotsman (2006) (Belgesel nitelikte)
 



Hell on Wheels (2004) (Belgesel nitelikte)




Chasing Legends (2010) (Belgesel nitelikte)
 


Sylvain Chomet’in yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği 2003 yapımı Fransız ( animasyon film Les Triplettes de Belleville (2003)
Resim



Le Gamin Au Velo

3 Ekim 2012 Çarşamba

UZUN CIVILTILAR 1



Sevgiliden yoksun bir dünyada isen, ışık senin varlığını farketmez. Karanlıktasındır. Çünkü o, ışığı sana yansıtan, ulaştırandır. Işık, herhangi bir yansımaya uğramayacağından evrenin içinde kaybolup gider. Gün ışığının "fazla onsuz olması gözlerine" bundandır.
*****
Kendimi diğer insanların beni sevdiği kadar ve belki de daha çok severim. Narsistlik ölçeğinde olmamak kaydıyla akılsal olarak beğenirim (Oscar Wilde kadar kesinlikle değil:)) ve ayrıca fiziksel olarak da beğenirim.
*****
Beni şaşırtan şeyleri sevdiğimden, başkalarını şaşırtan şeyleri de yapmayı severim.
*****
Uzun sohbetli öğle rakısı, balıkpazarında tezgahtaki balıklara bakmak, aysız gecelerde haritayla gökyüzünü incelemek, aylı gecelerde çimlerin üzerinde bir kadeh içmek, plâk çalmak, tek kişinin idare edebileceği küçük ve de yelkeni olan tekne ile ilerlerken, kürekleri küpeşte dışına alıp suya salmak, yine küreklerin çıkardığı sesi dinlemek, evde olmak, yaprak sarma yemek, sanatın her türlüsünü tüketmek (tüketilen sanatların dışında istisnai olarak resim yapmak ve sinema en başta olarak ilgilenmek), Chopin ve Rahmaninov dinlemek, oldukça çok düşünmek sevdiğim şeyler.
*****
Hedef koyma tehlikesini atlattım. Hırslı bir yapım yok ve olmadı, o yüzden büyük hedeflerim de olmadı. Mülkiyetten ve zengin olma içgüdüsünden uzak durdum. Tüm kötülüklerin başının mülkiyet ve zengin olmak olduğunu biliyordum. Tarihteki en kötü insan, bir toprak parçasını çevirip burası benimdir diyen insandır. İşlerin gerektirdiği küçük hedefler, tuğla tuğla yapılan adımlar dışında, zamanın doğal akışı içirisinde ailemle ilgili olmasını beklediğim şeyler var elbette.
*****
Yalancılık, ikiyüzlülük, kaypaklık, kendini önemli gösterme özentisi, sululuk, arkadan bıçaklamak, sıradan ve olağan şeylerin ve başarıların abartılması sevmediğim şeyler..
*****
Her şey ve herkesten esinlenebilirim.... Örnek aldığım insan var tabii ki...Etkilendiklerim; ilk gençlik yıllarımdan beri taşıdığım sosyalist düşünce ve son birkaç yıldır ilgilendiğim sürrealizm. Sürrealizmden etkilendiğimde bu etkiler az buçuk  bloğuma da yansıdı. Tam olarak sürrealist olmadığımın bilincindeyim. Olamayacağımı da biliyorum. Bloğum sürrealist bir blog da değil. Terapi ve psikolojik sorunlara çözüm bulma konusunda Jodorowsky'den etkilendiğim de olmuştur. Rüyalarımı da yazıyorum. Bunu yaparken acaba taklit mi olur diye az düşünmedim değil. Rüyalar tam anlamıyla sürrealizmi yansıtıyordu. Herkes sürrealist olamazdı ama rüyaların kendisi sürrealizmin kaynağıydı. Rüya yazmanın da; nasıl öykü, deneme, anı türünde farklı yazarlar farklı şeyler yazdıysa, kişinin kendisine ait rüyalar olması kaydıyla ve bu konuda kendisinden önce yazan bir başkası olmasına rağmen bir sakıncası yoktu. Bu tamamıyla bir etkilenme ve esinlenme olacaktı. Burada dikkat edilmesi gereken şey, yazılan rüyanın tamamıyla kendime ait ve gerçekten gördüğüm rüya olması yani tamamıyla özgün olmasıydı.
*****
Fikret Kızılok şarkıları, özellikle, Yeter ki ve İki Parça Can coşku ve heyecan verir..
*****
Fimler; her zaman ve her yerde "Potemkin Zırhlısı" birinci filmim. Hiroşima Sevgilim, Yurttaş Kane, Vivre sa Vie, Blow Up, Shane ve diğerleri.
*****
Kitap olarak en son (ve yeniden elimden düşürdüğüm) Nerval'in Aurélia' sı (Rüya ve Yaşam) idi. Yine Yeniden okumaya karar verdiğim ve elime aldığım kitap ise Faust idi. (Bu satırlar yazılırken okunmuştu).
*****
Kendini öldürme notu bırakan çok sevdiğim biri ve yakınımsa, ondan mahrum kalmamak ve kendim için engel olmaya çalışırdım. Onun için yapmış olsam, onun özgür iradesine karşı çıkmış olurdum.
*****
Kişinin kendini öldürmeden önce yaşıyor olmasına inandığım için, kendini öldürmek isteyen kişi de yaşadığından, kendim için ölümüne engel olmak isterim.
*****
Tek cümleyle kendimi anlatacak olsam, "Ete kemiğe büründüm ..... diye göründüm" (Yunus Emre) derdim. Bu tanımlama Yunus'un, Mevlâna'nın altı ciltlik Mesnevi'sine karşı, "ne gerek vardı bu kadar cilt yazmaya, ete kemiğe büründüm Yunus diye göründüm dese yeterdi" şeklindeki tanımlamasıdır.
*****
Vücut, 'hoşgeldin' ve 'vardın mı?' sözcüklerinin birbirini kovalayan iki ayrı zamanda yarattığı coşku ile iki ayrı parçaya bölünür. Her iki durumda da parçalardan biri 'sen', diğeri de 'ondaki sen' olarak şekillenir. Birine yaklaştığında diğerini kaybetme korkusuyla, dönüş yolculuğunda 'sen'i de, 'ondaki sen'i de yitirerek ait olduğun yerde 'o'na dönüşürsün.
*****
İnsan köprüler yapar geçilsin diye, geçilmesin diye değil.
*****
Hayattan korkmanın olağan bir duygu olduğu sonucuna vardım. Çünkü hayat korkulacak denli acımasız. Bana; ana rahminden çıkmadan önce, şu zaman sonra büyük bir deprem, şu zaman sonra ondan daha büyük bir deprem yaşayacaksın binlerce insan ölecek deselerdi, bana; iki ihtilâl, iki muhtıra göreceksin, genç yaşta en sevdiğin arkadaşını kaybedeceksin deselerdi; bana, şu yaşında babanı, şu yaşında anneni, şu yaşında ağabeyini kaybedeceksin deselerdi, bana; en olgun yaşında biri yeni evli, diğeri yine çok sevdiğin iki arkadaşını kaybedeceksin deselerdi, hayattan korkardım. Belki de anne rahminde kalmayı, daha güvenli  bir yer olarak görürdüm. Ana rahminde bana; çok güzel bir çocukluğun olacak, dünyanın en güzel şehrinde yaşayacaksın, okuduğun okulların en başarılı öğrencisi olacaksın, daha lisedeyken çok güzel bir kız seveceksin, onunla evleneceksin, üniversiteyi bitirmende büyük katkısı olacak, birlikte askerlik yapcaksınız, güzel bir kızınız olacak, mutlu bir şekilde yaşayacaksın deselerdi, hemen ana rahminden özgürlüğe, kurtuluşa geçmeyi seçerdim. Yaşamımda yukarıdaki olumsuz ve acı veren olayları da, mutluluk veren olayları da bire bir yaşadım. İnsan hayattan korkmakta haklıdır. Hayat korkulacak kadar acı ve acımasızdır. Ama yaşamak başka bir şeydir. Yaşanılacak kadar da güzeldir. Tüm insâni etkinliklerimizi varoluşumuza karşılık bulma çabasıyla geliştirir ve yaşama tutunuruz.
*****
Hayat her zaman bir dört yol ağzında seçim yapmak gibidir. Seçeceksen kendi yolunu seç. En güzel yol kendi yolundur. Tanımak için tâli yolara da girer, bakar, görür, çıkarsın. Tabii ki, vaktin varsa. Kendi yolunda gidersen, pişmanlık da duyabilirsin. Ama bu bence diğer seçeneklere göre duyacağından daha az olacaktır. Şüphe duyduğunda değiştirirsin yolunu. Fakat yine de kendi yolunda keyfince gitmeye bak. Bu yolda gördüklerin ve yaptıklarınla yüzleş. Ağlayabilirsin de, gülebilirsin de, aşklar da yaşarsın. Dönüp baktığında, utancın da olsa, pişmanlığın da olsa, kaybettiklerin de olsa, geride kalanların hepsi sana aittir ve gülümseyerek hatırlarsın ve "iyi ki, kendi yolumu seçmişim" dersin.
*****
Kendisinden kurtulmanın imkânsız olduğu bir hayal. Odaklandığın yokluk, aslında varlığındır ki, o sende yaşayan bir imgedir. Şöyle bir fotoğraf makinası olsa; sadece karşısında duranları değil de, hayalindeki yüzü de algılasa, kendisi için bu güzel "yokluk" dizelerini yazarken.